Günümüz dünyasında ebeveyn olmak, çoğu zaman sosyal medyada gördüğümüz “ideal” anne-baba figürlerinin gölgesinde ilerlemek gibi hissettirebiliyor. Her şeyin en iyisini yapmaya çalışmak, çocuklarımız için kusursuz bir dünya sunma arzusu… Ancak gerçek hayatın dinamikleri, mükemmellikten çok daha farklı bir yol haritası çiziyor.
Bu noktada, psikanalist Donald Winnicott’un “yeterince iyi ebeveyn” kavramı bize derin bir nefes aldırıyor. Çünkü Winnicott’a göre çocukların sağlıklı gelişimi için mükemmel ebeveynler değil, “yeterince iyi” ilişkiler gerekiyor.
Ebeveynlik yolculuğunda, “en iyisi” olma çabası bazen ebeveynleri yetersizlik duygusuyla baş başa bırakabiliyor. Oysa çocukların ruhsal gelişimi için ihtiyaç duydukları şey, her an her şeyi doğru yapan ebeveynler değil; duygularını görebilen, ilişki kurabilen ve zaman zaman hata yapmaktan korkmayan yetişkinlerdir. Samimiyetle çabalayan bir ebeveyn, çocuğun güven duygusunu pekiştirir. Çünkü bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, mükemmel bir dünya değil; gerçek ve tutarlı bir ilişki deneyimidir.
Winnicott’un “yeterince iyi anne” kavramı, ebeveynin her durumda kusursuz davranmasını değil, çocuğun ihtiyaçlarını sezgisel bir şekilde karşılamaya çalışmasını ve duygusal olarak erişilebilir olmasını temel alır. Bu yaklaşımda, zaman zaman eksik kalmak ya da yanılmak da sürecin doğal bir parçasıdır. Çünkü çocuklar, ebeveynlerinden aldıkları bu “yeterince iyi” deneyimle hem bağ kurmayı hem de bireyselleşmeyi öğrenirler.
Bebeklik döneminde çocuklar, bakımverenleriyle adeta bütünleşmiş hissederler. İlk başlarda bakımverenin neredeyse kusursuz uyumu, çocuğun temel güven duygusunu oluşturur. Ancak büyümenin doğal akışı içinde bu tam uyum hali zamanla gevşer. Ebeveynin her ihtiyaca anında yanıt vermemesi, çocuğun hayal kırıklıklarıyla tanışmasına ve kendi başa çıkma becerilerini geliştirmesine alan açar. İşte bu, çocuğun gerçek dünya ile tanışmaya başladığı önemli bir süreçtir.
Yeterince iyi ebeveynlik, her ağlamaya anında çözüm üretmek ya da her problemi ebeveyn olarak üstlenmek değildir. Bazen sadece dinlemek, duygulara eşlik etmek ya da “ne yapmak istersin?” diye sormak yeterlidir. Örneğin, çocuğun ağladığında hemen susturmaya çalışmak yerine, duygusuna alan açıp “Üzgün müsün?” diyebilmek ya da bir zorluk yaşadığında çözümü hemen sunmak yerine, “Sen bu konuda ne düşünüyorsun?” diyerek onun düşünme sürecine eşlik etmek. Bu küçük adımlar, çocuğun duygusal dayanıklılığını ve özgüvenini inşa eder.
Yeterince iyi ebeveynler hata yapmaktan korkmazlar. Çünkü bilinir ki önemli olan hata yapmak değil, hatadan sonra ilişkiyi onarabilmektir. Ayrıca, kendi duygularını bastırmadan düzenlemeye çalışan ebeveynler, çocuklarına da duyguların bastırılması gereken değil, tanınıp yönetilebilecek doğal deneyimler olduğunu öğretirler.
Her adımda aşırı koruyucu ya da mükemmeliyetçi bir tavır sergilemek, çocuğun kendi iç kaynaklarını geliştirmesini engelleyebilir. Her problem başkası tarafından çözüldüğünde, çocuk ilerleyen yaşlarda sınır koymakta, özgüven geliştirmekte ve zor duygularla baş etmekte güçlük yaşayabilir. Oysa duygusal dayanıklılık, bazen hayal kırıklıklarıyla, bazen de küçük mücadelelerle yoğrularak gelişir.
Bir çocuğun büyümesi; sırasını beklemek, bazen istediği şeye “hayır” cevabı almak ya da bir oyunda kaybetmek gibi küçük gerçeklik deneyimleriyle olur. Yeterince iyi ebeveynlik, çocuğu bu küçük zorluklarla tanıştırırken, duygularına eşlik etmeyi sürdürmektir. Yanında durmak ama yerine çözüm üretmemektir.
Kendinizden mükemmellik beklemeyin. Gerçek, tutarlı ve duyarlı olmak çocuğunuz için fazlasıyla yeterlidir. Kendi çocukluk deneyimlerinizi de fark etmek, ebeveynlik yolculuğunuzu daha bilinçli hale getirir. Duygularınızı bastırmak yerine onları tanıyın, düzenlemeye çalışın. Unutmayın: “Yeterince iyi” olmak, fazlasıyla yeterlidir.
Her çocuk, mükemmel bir ebeveyn değil, ilişki kurabilen bir yetişkin arar. Duygularını görebilen, yanında kalabilen, bazen yorulsa da ilişkiyi sürdürebilen bir yetişkin… Winnicott’un dediği gibi: “There is no such thing as a baby… without someone who cares for it.” (Bir bebeğin, ona bakan biri olmadan var olması mümkün değildir.) Çocuk gelişimi sadece çocuğun hikâyesi değil; o hikâyeye eşlik eden ilişkinin ta kendisidir.

Leave a comment